Görülmemesi gereken korkunç bir şey...ona atılan bir bakış kişiyi ölümcül bir deliliğe sürüklüyor. Ne olduğunu ve nereden geldiğini ise kimse bilmiyor....
Herkese merhabalar,
Korku türünde çok fazla kitap incelemesi yapmadığımı hatta korku türünde pek fazla kitap okumadığımı fark etmiş bulunmakla birlikte son kitap alışverişimde bir değişiklik yapmak istedim. Alacağım kitabın da buna değecek olmak benim için çok önemliydi. Uzun araştırmalardan sonra Goodreads'e güvenip bu kitabı aldım. Kitabı elime alana kadar konusu hakkında gerçekten en ufak bir fikrim yoktu. Hiçbir inceleme yazısını okumadım. Sadece birçok ödüle aday gösterilmesi beni cezbeden önemli bir nokta oldu.
Kitap gözü kapalı insanları anlatıyor desem yerinde olur herhalde :) Deliren bir şehir düşünün. Ne gördükleri belli değil ama gözlerini açıp görmemeleri gereken şeyi gören herkes delirip tuhaf bir şekilde intihar ediyorlar.
Kitabımızın ana karakteri Malorie isminde gen. bir kadın. Başta bu tuhaf olaylara inanmasa da zamanla yaşananlara ayak uyduruyor. Kardeşiyle beraber yaşadıkları evlerinin pencerelerini battaniyelerle örtüyorlar ve dışarısıyla bütün iletişimlerini koparıyorlar ve ne yazık ki Malorie bu sırada hamile kaldığını da öğreniyor. Kardeşinin esrarengiz intiharından sonra ailesinden de artık haber alamayan Malorie bir gazete ilanı ile hala hayatta kalan insanların bulunduğu eve gidiyor tabi zorlu bir yolculuk ile. Gözlerini açmadan... Gittiği evde beraber yaşamaya çalışan insanların ne kadar zor günler geçirdiklerini anlatan kitap aslında iki zamanı birden anlatıyordu. İlki Malorie'nin o evde yaşadıklarını konu alan kısım yani geçmiş zaman, diğeri ise Malorie'nin çocuklarıyla beraber hayat mücadelesi verdiği ikinci kısım yani şimdiki zaman.
Konu bağlamında benim için saçma olsa da kitabın sürükleyici olduğunu inkar edemem. Sadece bazı yerlerde kafamda bir sürü soru işareti bıraktı ve gerçekten saçma geldi. Hele ki kitabın sonu benim için kocaman bir hayal kırıklığıydı. Her şey havada kaldı. Bana gerilim yaşattı mı tabi ki hayır. Mantıksız gelen bir sürü şey varken ne korkmam ne de gerilmem mümkündü. Hatta gerçekten bitsin diye dua ettim. Bu tarz sevenler için güzel bir kitap olabilir tabi ki ama bu kadar ödüle aday görülecek kadar mükemmel bir kitap olduğunu söyleyemem.
Çevirmen Aslı Dağlı ise gerçekten güzel bir iş çıkarmış. Gayet temiz, anlaşılır ve doğru cümlelerle gerilimi hissettirmeye çalışmış. Ellerine sağlık.
Ne yazık ki kitap hakkında çok fazla olumlu fikirlerim olmadı ama akıcılığı ve merak uyandırması bakımından bir şans verilebilir. Gerilim korku türü sevenleri beğenebilir diye düşünüyorum.
Devamını oku »
Merhabalar film molalarımın bu seferki konuğu bir hint filmi olan "Masa 21". Aslında hint filmlerine karşı hep bir ön yargım vardır. 3 Idıots buna dahil değil tabi ki ama yine de pek sevmem. Devamlı dans etmeleri şarkı söylemeleri beni illet eder ama bu da onların farkı o yüzden de saygı duyarım. Her neyse film bolca gerilim öğelerine sahip olması nedeniyle ilgimi çekti. Yine konusunu hiç okumadan trailer izlemeden başladım ve tek kelimeyle BA-YIL-DIM.
Film zaman geçirmelik değil kesinlikle, izleyene ders niteliğinde olduğu açık. İnsana birşeylere katan filmler değerlidir. Bu da onlardan birisi.
Vivaan ve Siya çifti aslında kendilerinin karşılayamayacakları kadar pahalı olan bir tatil kazanırlar. Fiji adalarında muhteşem güzellikteki otele gittiklerinde karşılarına otelin sahibi çıkar ve onlara hayatları boyunca unutamayacakları birşey teklif eder. Bu bir oyundur ve ucunda yüklüce bir para vardır. Genç çift ne tür bir oyunda olduklarını anlamadan tuhaf şeylerin ortasında bulurlar kendilerini.
Film tam bir romantik komedi tadında başlıyor. Klasik hint müzikleri, danslar vs.. Ama olaylar geliştikçe işler ilginçleşiyor ve izleyiciyi kendisine kilitliyor.
Aslında itiraf etmem gerekirse yer yer sıkıldığım oldu, fazla uzatıldığını düşündüğüm sahneler gibi ama filmin sonuna geldikçe herşey puzzle gibi tak tak yerine oturdu ve vay canına dedirtti.
Sonu şaşırtıcı ve beklenmedik bir şekilde bittiği için benden tam puan alan bu filme siz de kesinlikle bir şans vermelisiniz. Her zaman olduğu gibi çok detaya girip heyecanı kaçırmak istemiyorum. İzleyin ve kararınızı siz verin.
Keyifli seyirler...
Devamını oku »
Merhabalar,
Bu sefer sizleri İspanyol yapımı harika bir film ile tanıştırmak istiyorum. Sanırım hayatımda ilk defa ispanyolca bir film izledim ve bu dile hiç hakim olmama rağmen bir an olsun sıkılmadım. Başarılıymış diyebileceğim ender filmlerden biri oldu benim için. Imdb puanı 7.3 gibi ortalamanın üstünde bir film kendisi. İçinde bolca dram ve bir o kadar da gerilim bulunan bu filme kesinlikle bir şans vermelisiniz derim.
Filmin konusuna çok fazla değinip merakı öldürmek istemiyorum. Bende bir tavsiye üzerine izledim ve sakin trailer izleme sakın konusunu okuma diye bolca tembihlendim. İyi ki de beni uyarmışlar yoksa gerçekten bir esprisi kalmazdı.
Kısaca söylemek gerekirse biz kadınların kendilerinden kocaman bir parça bulabileceği bir konuya sahip. KISKANÇLIK. Hemen hemen hepimizin yaşadığı sevdiğini paylaşamama durumu bu filmde çok güzel anlatılmış. Kıskançlığın bir kadına neler yaptırabileceğini merak ediyorsanız işte tam size göre bir film.
İspanyol bir orkestra şefinin sevgilisinin arkasında sadece bir video bırakarak ortadan kaybolmasından sonra yaşananları anlatan bu film son dakikasına kadar gerilimi koruyup izleyici sıkmıyor. Bana kalırsa erkek oyuncu rezaletti ama diğer kızlar gerçekten de başarılı bir oyunculuk yeteneğine sahiptiler.
İzlerken düşündüren, düşünürken gerilime sürükleyen ve ben olsaydım bende böyle yapardım dedirten bir film izlemek istiyorsanız bu filme kesinlikle bir şans vermelisiniz derim. Emin olun pişman olmucaksınız.
Keyifli seyirler....
Devamını oku »
Herkese merhabalar...
Ne kadar uzun zaman oldu bende bilmiyorum. Buralardan baya uzak kaldım. Ama gerçekten çok yoğun bir döneme girmiştim ve hiç zamanım yoktu. Bazen açıp birşeyler yazmak istedim ama başaramadım. Her neyse bu dönemde bana sosyal mecralardan mesajlar atan nerede olduğumu merak eden tüm takipçilerime çok teşekkür ederim. Döndüm artık buralardayım :)
Dönüşümü de çok ama çok güzel bir filmle yapmak istedim. Son zamanlarda izlediğim hatta izlemekte baya geç kaldığımı düşündüğüm bir film ile karşınızdayım.
Başrolde Vin Diesel gibi efsane bir oyuncunun yer aldığı "Son Cadı Avcısı", Kaulder isimli bir cadı avcısının Kraliçe Cadı ile savaşını konu alıyor. Kraliçe Cadı (kötülükler kraliçesi demek daha doğru olur :)), tam ölümü sırasında Kaulder'ı ölümsüzlükle lanetlemiştir. Kaulder ise en yakınındakilerin ihanetine uğramış, oldukça güçlü ve Kraliçe Cadı'nın geri dönüşünü engellemek için çabalayan bir avcıdır. Çok fazla detaya girmeyi sevmediğimi biliyorsunuz, filmi izlemenin bir anlamı kalmaz sonuçta. Ama eğer hiçbir saniyesinden sıkılmayacağın bir film arayışındaysanız ve fantastik filmlerden hoşlanıyorsanız bu film tam size göre.
Oyunculuk, görsel güzellikler ve akıcılık muhteşemdi. Zaten Vin Diesel'den nasıl kötü bir film çıkabilir ki... Enfes bir filmdi. Son dakikasına kadar gözümü kırpmadan izledim ve filmin bitmesini hiç istemedim. Hatta film bitince bunun ikincisi mutlaka çekilmeli dediğim ender filmlerden oldu.
Keyifli Seyirler....
Devamını oku »
Herkese merhabalar,
Bir süredir blog yazılarımı toparlamaya fırsatım olmadı, malum tatil ve sıcak insanı çok yoruyor. Kısa bir süre önce tatlı mı tatlı bir mail aldım. Blogger olmak için can atan ama buna bir türlü cesaret edemeyen kararsız kalan bir arkadaşımız, blogumda konuk yazar olmak istediğini söyledi. Ah ne güzel dedim, nasıl sevindim anlatamam. Bu seferki kitap incelemesi "Gülnida Yıldırım"a aittir. Ben çok sevdim, sizinde seveceğinizi düşünüyorum. Yeni bir blogger yetişiyor hazır olun ;)
Keyifli okumalar.....

’’80 Darbesi’’ iki çocuğun gözünden ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi! Okurken Ece Temelkuran’ın akıcı ve samimi anlatışına hayretler ettim. Mesela, fazla içerik vermek istemiyorum ama küçük bir kız çocuğu düğmenin nereye kaybolduğunu anlatırken arka planda çocukların infaz edilmesine dikkat çekilmesi bana yazarın dilinin ne kadar ustaca olduğunu fark ettirdi. Yazısında halk dilini de kullanması kitabı özelleştiren en büyük etkenlerden biri.
“İyi kötü bir hayal olarak kurulmuş başkent Ankara, Türkiye’nin tam ortasındadır. Ankara’nın tam ortasında da bir park bulunur. O parktaki küçük havuzda kuğular yüzer. Onlara “dilsiz kuğu” denir. Hiçbir yere gitmez ve hiç ses çıkarmazlar. İnsanlar parktan geçerken, aniden durur ve unuttuklarını hatırlamadıkları bir şeyi onlar biliyormuş gibi kuğulara bakar. Çünkü evet, o kuğuların bu ülkenin tam kalbinde durup susarak sakladıkları bir sır vardır. Bu çılgın ve hüzünlü ülkede her şeyin neden ve nasıl olup da hala devam edebildiğini sadece o dilsiz kuğular bilir.” diyerek başlamış kitaba yazarımız. Olaylar 1980 yılında Ankara’da geçiyor. Kitap, orta halli bir aile olarak annesi, babası ve anneannesiyle yaşayan Ayşe ile gecekondu mahallesinde yaşayan, devrimcilerin arasında büyüyen Ali adlı sekiz yaşlarında iki çocuğun ağzından anlatılıyor. 1980 yılında yazarın da bu yaşlarda olduğunu varsayarak, o yaştaki gözlemlerini, gündelik olaylarını romana yansıtmış olduğunu görüyoruz.
Dönemin çatışmalarından Ali ve ailesi de etkilenir. Çatışmalardan dolayı çocukların yanlarında büyüklerle bile sokağa rahatça çıkamadığı zamanlarda Ayşe, bu yolla çok güzel bir arkadaş edinir: Ali’yi. Onlar küçücük akılları ve kalpleriyle meclise kelebek sokarak, dilsiz kuğuları kurtararak sorunlardan kurtulacaklarını umarlar.
İhtilalin izlerini, bu yıllara o günün çocukları taşıdılar. Çocuk ağzından 80 döneminin anlatılması: yetişkinleri eski yıllarına, bugünün gençlerini de o devrin yaşantılarını, kafalarında hayal ederek o zamana götürdüğünü düşünüyorum. Bu roman, her yaştan insana o dönemden kalmış izleri fark ettiriyor.
Eklemek istediğim son şey kitap herkese hitap edebilecek bir kitap değil maalesef. O dönemi merak edenlere, siyasete ilgi duyanlara veya gerçek yaşantılar okumayı sevenlere kaçırmayın derim. Ayrıca kitaba tarafsız yazılmış da diyemem ancak siz tarafsız bir şekilde okursanız yazarın ortaya direk olarak siyasetini ortaya koymaya çalışmadığını anlarsınız. Ve bazı insanların çocuk ağzından yazılmasından dolayı kitabı alırken tereddüt ettiklerini gördüm. Ancak bu bir çocuk romanı değil, devir romanıdır.
Gülnida Yıldırım
Devamını oku »
Türkiye'deki polisiye ve gerilim türü denilince akla gelen isimlerden biridir Osman Aysu. Kitap kapağından da anlaşılacağı gibi bu kitap hiçte bu türe uygun gibi görünmüyor. Osman Aysu bu kitap ile bize bir aşk serüveni anlatıyor.
Bana kalırsa Osman Aysu bu kitapta kendisini betimlemiş. Yani görüntü olarak, yaş olarak sanki kendisiyle özdeşleştirmiş kahramanımızı. Tabi bu benim naçizane yorumum. Kitabımızın kahramanı 70 yaşında emekli bir büyükelçi olan Orhan Bey. Kendince sıradan ve monoton günler yaşayan Orhan Bey, meslek hayatında yaşadıklarını bir anı kitabında toplamak istemektedir. Fakat gel gör ki yaşından da ötürü bunları temize çekebilecek bir asistana ihtiyacı vardır. Bir arkadaşının tavsiyesi üzerine bir bankada tanışan Gül ile yolları kesişir. Gül, 20 yaşında oldukça güzel ve dikkat çekici bir kızdır. Gül'ü ilk gördüğü anda ona karşı bir şeyler hissetmeye başlayan Orhan Bey. Kızın da baştan çıkarıcı hal ve tavırları karşısında ne yapacağını bilememektedir. 20 yaşında bir kızla ilişki yaşaması doğru mudur? Peki bu kız güvenilir bir kız mıdır? Yoksa beraber olduğu tek erkek Orhan Bey değil midir? İşte bu sorularla paranoyaklık derecesine gelen Orhan Bey onunla evlenmeyi bile düşünür. Neyse ki olaylar bu yönde gitmez ve kader karşısına elli yaşındaki Meral Hanımı çıkarır.
Kitap ile buluşmamız kitap fuarında gerçekleşti. Kitapseverin halinden anlayan bir stand görevlisinin hediyesi olan bu kitaptan pek bir beklentim olmadı. Yeni mezun biri için ağır kitaplar hiç olmazdı zaten. Malum gelecek kaygısı. Kitap sana ne kazandırdı derseniz eğer, sadece şunu söyleyebilirim: "Erkek her yaşta erkektir!." Yaşlı bir erkeğin hayata tutunma çabalarını gözler önüne seren bir kitaptı. Aslında bu tarz kitapları okuyup zamanımı boşa geçirmeyi seven biri olmadığımı biliyorsunuz. Konusu bu yönde olan bir kitabı muhtemelen ilk sayfalarında bırakırdım, fakat öyle olmadı. Çünkü Osman Aysu'nun öyle bir edebi dili var ki, beni kendisine hayran bıraktı. Bir solukta okudum bu nedenle. Tavsiye eder miyim? Konusunu okuyun ve siz karar verin. Bu kitaba karşı tamamen nötr durumdayım. Sonuçta her zaman dediğim gibi ortada bir emek var ve ben o emeğe saygı duyuyorum.
Kitapla kalın....
Devamını oku »
Son zamanlarda ne yapsam ne izlesem diye düşünüyorsanız, doğru yerdesiniz!
Bu yazımda Kanada yapımı muhteşem bir diziden bahsedeceğim sizlere. Geç keşfettim ama iyi ki keşfetmişim dediğim izlenecek bölüm kalmasın diye kendimi tuta tuta bir hal kaldığım bir dizi oldu. Bilim kurgu türünde (aman dur kapatma hemen bilim kurguyu görünce) olmasına rağmen içinde bol gerilim ve dramın bulunduğu bir dizidir kendisi. Aslında bilim kurgu türüne çok ön yargılıyımdır, hiç mi hiç sevmem ama bu dizi gerçekten öyle saçma sapan şeyler içermiyor ve insanı kendisine delicesine bağlıyor.
Azıcık konusuna değinmek gerekirse dizimizin başrolünde Tatiana Maslany yer alıyor. Ve ben bu kadına bayılıyorum. Gördüğüm en yetenekli ve en başarılı kadın oyunculardan biri kesinlikle. Dizi bir tren istasyonunda başlıyor. Sara Manning bir kadının intiharına tanık olmaktadır. Ama işin garibi kadın tıpa tıp ona benzemektedir. Sara'nın kızı Kira'yı yanına alabilmek için paraya ihtiyacı vardır. Ve aradığı fırsat ayağına gelmiştir. Gizlice kadının çantasını alıp bir dedektif olan Beth Childs'ın yerine geçer ve bundan sonra işler sarpa sarmaya başlar. Kendisine benzeyen tek kişinin sadece Beth Childs olmadığını anlaması üzerine kendini ne olduğunu bilmediği bir olayın içinde bulur.
Daha fazla spoiler verip keyfinizi kaçırmak istemiyorum. Zaten bu kadarı yeterli olmuştur diye düşünüyorum. Haydi o zaman bu diziye bir şans verin ve benim gibi bağımlısı olanlarda varsa yorum yazmayı unutmayın.
Keyifli seyirler....
Devamını oku »